16 Haziran 2022 Perşembe

ATALAY YUMUL TURU

   




Bu turu, 16.Mayıs'da aniden kaybettiğim çok değerli arkadaşım ve kardeşim Atalay Yumul'un anısına yaptım. Aslında beraber yapmayı planlıyorduk ancak vazgeçip ilerleyen günlerde daha uzun bir rota oluşturmaya karar verdik. Çünkü Atalay Avrupa'ya gitmek istedi ben de hem pandemiden hem de savaştan dolayı bu sene Avrupa'ya gitmeme kararı almıştım. Artık her şey anılarda kaldı.

 04.HAZİRAN.2022-Cumartesi -

   


08.00 'de Tisan'dan hareket ederek Silifke,Erdemli yolunu takip ederek Mersin Orduevi'nde mola verdim.


Devamındaki Tarsus yolu, Serbest Bölge sebebiyle çok kalabalık ve aşırı gürültülüydü. Tırların kural tanımadan büyük araç olma avantajını kullanmaları da cabası. Tarsus'da tam merkezdeki Öğretmen evinde önce duş alıp sonra biraz uzanarak kendime gelebildim. Yakın mesafedeki yerleri yürüyerek gezmek için vaktim vardı.

   ŞAHMERAN HEYKELİ:

   Tarsus'da yaşamış Cemşab adındaki oduncu arkadaşları ile ormanda gezerken bal dolu mağaraya rastlarlar. Balları topladıktan sonra arkadaşları mağarada Cemşab'ı bırakıp kaçarlar. Zavallı oduncu ileride gördüğü ışığa doğru ilerleyince masalsı bir bahçeye gelir ve bir çok yılanla birlikte Şahmeran ile karşılaşır. 


      Şahmeran Farsçadan dilimize gelmiş olup kelime anlamı (Mer=yılan) yılanların şahı yani hükümdarıdır. Şahmeran dişi olarak kabul edilir ve tasviri günümüzde bazı Tarsus evlerinin duvarlarını süslemektedir. 

    Uzun süre beraber yaşadıktan sonra Cemşah , Şahmeran'a yerini kimseye söylemeyeceğine söz vererek mağaradan ayrılır. Bir gün padişah hastalanır ve vezire göre çaresi Şahmeran'ı yemesidir. Şahmeran, Cemşah'ın ne kadar üzgün olduğunu görünce kendisini toprak kapta kaynatıp suyunu vezire içirmesini, etini padişaha yedirmesini ve kendisinin de yemesi gerektiğini söyler. Şahmeran öldürülür, suyunu içen vezir zehirlenerek ölür, padişah sağlığına kavuşur Cemşah'da vezir olur. Şahmeran sayesinde bilge olan Cemşah'ın lokman hekim olduğu rivayet edilir ve tıp dünyasında amblem olarak kullanılan yılanın da buradan geldiği söylenir. Bu arada yılanlar Şahmeran'ın öldüğünü bilmezler ve kıyamet günü öğreneceklerdir. 

   HAZRETİ  DANYAL CAMİSİ VE TÜRBESİ :

 


 Danyal peygamber MÖ. 605-562 de yaşamış Yahudileri Babil esaretinden kurtarmıştır. Babil kralı rüyasında İsrailoğulları'ndan doğacak bir erkek çocuğun kendini tahtından indirdiğini görünce doğan bütün erkek çocukların öldürülmesini emreder. Danyal peygamberi bir mağaraya bırakırlar. Bir çift dişi ve erkek aslanın himayesinde büyür ve delikanlı olunca Tarsus'a gelir. Kıtlık dönemi onun gelişiyle bolluğa dönüşünce onu bırakmazlar ve ölünce şimdiki Makam Camisine gömülür. 

   KLEOPATRA KAPISI : ( Deniz kapısı )

   


Tarsus'un üç kapısı ( Dağ kapısı,Adana kapısı ve Deniz kapısı ) en önemlisi olan bu kapı Kleopatra'nın sevgilisi Romalı General Antonius ile Tarsus'da buluşmak üzere geldiklerinde o dönemin limanı olan Gözlü kule'de büyük bir törenle karşılanmış ve Deniz kapısından şehre girmişlerdir. Bu nedenle deniz kapısına Kleopatra kapısı denir.

   St. PAUL KİLİSESİ VE KUYUSU :

   


Ortadoks,Arap-Rum cemaati tarafından 1850 de yaptırılmış, 1994 yılında St. Paul anıt müzesi olarak düzenlenmiş 2001 de hizmete açılmıştır. St.Paul kuyusunda ise burayı ziyaret eden Hıristiyanlar kutsal saydıkları kuyunun suyu ile vaftiz olmaktadır. 

   KIRK KAŞIK BEDESTENİ :

   Ramazanoğlu beylerinden Piri Paşanın oğlu İbrahim Bey tarafından 1579 da yaptırılmış,başlangıçta imarethane (aşevi ) ve medrese olarak kullanılmıştır. Şu anda yöresel ve turistik eşyaların satıldığı Kapalı Çarşı olarak hizmet veriyor. Çıkışta sol taraftaki kahvede soğuk veya sıcak bir şeyler içmenizi tavsiye ederim.

 


     TARSUS TARİHİ EVLERİ:

   Taş,kerpiç ve ahşap ile yapılan Tarihi Tarsus evlerinin alt katı ambar üst katı yaşam yeridir.Bazıları yıkılmış haldeyken bazıları da restore edilerek butik otel, cafe veya restoran olarak kullanılmaktadır. Sokaklarında gezerken kendimi zaman tünelinden geçip o dönemlere gitmiş gibi hissettim.

 


    TARSUS ŞELALESİ :

   Tarsus'un kuzeyinde şehrin kenarı sayılacak bir konumda yer alıyor. Berdan ırmağı, Berdan Baraj gölünden sonra buraya ulaşıyor ve sıcak yaz günlerinde nefes alınabilecek muhteşem bir şelale oluşturuyor. Etrafındaki çay bahçelerinde serinlemek için önerim Tarsus'un ünlü limonlu dondurmasını yemeniz olacaktır. 

   TARSUS MÜZESİ:

   Kubat Paşa Medresesinin müzeye dönüştürülmesi sayesinde Etnografik ve arkeolojik eserlerin sergilendiği çok güzel bir müze ortaya çıkmıştır. Pazartesi hariç her gün açıktır.

   


   NUSRET MAYIN GEMİSİ:

   Çanakkale savaşlarının kaderini değiştiren ve  düşman gemilerinin kabusu olan Nusret Mayın Gemimiz 1955 yılında donanmadaki görevini tamamlayarak 1962 de kuru yük gemisi olarak kullanılmıştır.1990 senesinde Mersin limanında kaderine terk edilip batan ve jilet olmak üzere beklerken bir grup gönüllünün girişimi ile Tarsus Belediyesi tarafından satın alınıp restore edilmiş Çanakkale Zaferi Kültür Parkında yerini almıştır. Hizmeti geçen duyarlı insanlara çok teşekkür ederim. Bu vatanın ne şartlarda kurtarıldığını görmek istiyorsanız bu çok ufak ama marifetleri çok büyük olan tarih hazinemizi görmelisiniz.

   Akşam olmuş yürüyerek gezilecek yerler tamamlanmıştı. Artık yöresel lezzetleri tatma vakti gelmişti.

   Tarsus kebabı için ilk önerim Deymuri Kebap olacaktır. Ayrıca Kebapçı Eyüp ve Doğan Kebap da oldukça iyiler.

   


Sofioğlu ,fındık lahmacunda ,Kervan'da humus konusunda bir numara.Fotoğraflardaki humus ve fındık lahmacun yarım porsiyondur. Sade,sucuklu,pastırmalı ve tereyağlı humus içerisinde benim önerim pastırmalı humus olur.

Humus veya fındık lahmacunun üstüne ikram edilen çayın yanında nefis Mamul ( Lübnan Kurabiyesi ) kurabiyeyi sakın unutmayın. Kebap yendi çay ve mamul kurabiye de tamam sıra geldi tatlıya. Sofioğlu ve Kervan'ın hemen karşısındaki sokakta Künefeci Sadık'da yediğiniz künefe ağır gelmeyecektir. Afiyet olsun.Hatay mutfağı gerçekten muazzam. Kebaplarının lezzet sırrı etlerin ve ikramların sipariş verdiğiniz anda sizin için hazırlanmasından kaynaklanıyor.

   05.HAZİRAN.2022-PAZAR :
   Bugün Tarsus'un dışında ki yerleri gezeceğim. Yakından başlayarak 19 km sonra Sağlıklı köyünün az yukarısındaki Roma Yolu'nun ( Antik cadde ) başlangıç yerine gittim.

Kireç taşıyla döşenmiş, kenarlarına da konan taşlarla arabaların yoldan çıkması önlenmiş ve yaklaşık 2 km. uzunluğundaki yol M.S. 1.nci YY.da yapılmış. Girişinde bulunan kemerli kapı tamamen kendi kaderine terkedilmiş olsa da günümüze kadar gelebilmiş.
 

 Sıradaki yer Alman Köprüsü ya da Varda Köprüsü. Buraya aracınızla gidecekseniz geldiğiniz yoldan geri ana yola kadar inmeniz gerekiyor. Ben motorumla yakındaki kum ocağının içinden geçerek kestirmeden Niğde- Ulukışla ana yoluna çıktım. Biraz ilerledikten sonra ana yoldan ayrılıp  sağ tarafa Yanıkkışla , Çavuşlu , Bucak köylerinden geçerek Varda Köprüsüne geldim. Yol dar ve bol dönmeli ( tam olarak viraj denemez ) ama sürekli bahçelerin ve ağaçların arasından geçtiği için özellikle motor ile çok keyifli. 
   Varda Köprüsü, 2. Abdülhamit zamanında İstanbul-Bağdat-Hicaz demir yolu üzerine Almanlar tarafından 1912 yılında yapılmış.Köprü 99 m yüksekliğinde ve 172 m uzunluğunda. Önemli iki özelliği düz değil virajlı olması ve çelik kafes taş örme tekniği ile yapılmış olması. Kar
a yolu ile köprünün diğer tarafına geçmek için vadinin içine doğru ilerleyen yolu takıp ederek iki ufak tünelden geçiyorsunuz. Karşı tarafta geçince köprünün en iyi izlendiği dinlenme  tesisinde manzaranın keyfini çıkartabilir fotoğraf çekebilirsiniz.

    Geldiğiniz yolun devamını takip ederseniz daha düzgün ve geniş ama kıraç manzaralı olarak biraz sonra yeşillikler içinde Yerköprü piknik alanına geliyorsunuz. Doğanın tüm güzellikleri sunduğu ama insanların kirletmek için çok gayret gösterdiği bir başka köşe Yerköprü. Yola devam ederseniz Karaisalı , Güvenç ,Kuzgun , Salbaş'a geliyorsunuz.Devam ederseniz Adana'ya sağa dönerseniz Tarsus'a gidiyorsunuz.  Tarsus tarafından gelenler için benim geldiğim yolu tavsiye ederim.
 


 Saat 14.00 gibi Tarsus'a döndüm biraz odada dinlendikten sonra 12 km uzaklıktaki Eshab-i keyf ( Yedi Uyurlar) Mağarasına gittim. Kuran-ı Kerim'de Kehf Suresinde bahsedilen bu mağara Müslüman ve Hıristiyanlar ca kutsal sayılıyor. Efsaneye göre tek tanrıya inandıkları için Rum Hükümdar Dakyanus tarafından öldürülmekten kaçan yedi Hıristiyan genç Yemliha, Mekseline, Mislina, Mernuş, Sazenuş, Tebernuş ve Kefeştetayuş , köpekleri Kıtmir ile bu mağaraya sığınır ve 300 yıl uyurlar. İlk uyanan yiyecek almak için kente gider ancak yakalanır. Mağaraya geldiklerinde yedi yavru kuşun yuvasından başka bir şey yoktur. Kutsal olduğuna inandıkları mağaranın duvarlarından damlayan suları içen hatta yalayan ( uyarılara rağmen ) bazı ziyaretçiler dışarıdaki setli alanda mangal yapıp böyle kutsal bir mekanı dumana ve et kokularına boğuyor.Giderken bıraktıkları çöpler için ise söyleyecek bir söz bulamıyorum.

   Bu mağaranın hemen yakınında Taşkuyu Mağarası bulunuyor. İçine girdikten biraz sonra merdiven ile aşağı iniyorsunuz. Çok yorucu olduğu için ben inmedim. Zaten girişinde de uyarı levhaları var.

   Akşam Tarsus'un lezzetlerine bıraktığım yerden devam ediyorum.
   Atalay ile yaptığımız turlarımızda yemek için malzemeyi marketten alıp kendimiz pişiriyorduk daha doğrusu hep Atalay pişiriyordu . Ben de bulaşıkları yıkıyordum. Burada beraber olsaydık biraz uğraşsam da kesin olarak bu lezzetleri yerinde tatmaya ikna ederdim. Çok erken gittin kankam ama yine de seni tanıdığım ve abi kardeş gibi olduğumuz ve bu kısacık sürede bir çok anıya sahip olduğum için çok şanslıyım. Senin gibi bir kardeş çok az insana nasip olur.
   
   06.HAZİRAN.2022-PAZARTESİ :

   Bugün hedef İskenderun ve 245 km yolum var. Aslında Adana üzerinden gidersem yol 70 km. kısalıyor 175 km oluyor ama daha sakin olanı tercih ediyorum her zaman uzun da olsa. Tarsus'dan Adana istikametine biraz gidip Trafik ışıklarından sağa Cezaevi, Tuzla yönüne saptım. 90 km sonra Karataş'a geldim.Yolda ağaç yok ama iki taraftaki ekili alanlar ve göletler çok güzel manzara oluşturuyor. Tuzla'dan geçerken üşenmeyin deniz tarafına 2 km gidip dönün  yol kenarındaki lagünler ve içindeki pelikanlar görülmeye değer. 
   Karataş güzel bir sahil kasabası. Biraz ilerideki Yumurtalık'da aynı şekilde. Her ikisindeki yazlıklar bunların Adana'nın sayfiye yeri olduğunu gösteriyor. Yumurtalık bana biraz daha hareketli gibi geldi. Bu arada Karataş çıkışında yol kenarında Adana'nın meşhur Halka Tatlısını ( Hatay yöresinde adı Müşebbek, Adana'da Kıvrım Tatlı ,Eskişehir'de Ballı Ballı ) satan arkadaşa uğramayı ihmal etmeyin. Sürekli sıcak sıcak yaptığı tatlı gerçekten çok lezzetli. 

     Yumurtalık çıkışında Adana yolunu takip ederken 13 km sonra Hamzalı tarafına sağa saptım. Burayı kaçırırsanız üzülmeyin 9 km sonra Kurtkulağı'na ikinci bir sapak var .her iki yol ileride birleşiyor. Karatepe'yi geçtikten biraz sonra yol birden bire genişliyor ve çift yol oluyor asfalt kalitesi de artıyor. Yol kalitesi çok güzelleşiyor ama bu seferde manzara çirkinleşiyor çünkü Botaş Dolum Tesisleri, Kerkük-Yumurtalık Boru hattı hem denizin hem de karanın tüm güzelliklerini yok ediyor. Zaten İskenderun'a kadar o kadar çok sanayi tesisi var ki onların görüntüsü,tozu pisliği lojistik için tırların gürültüsü ve egzos gazları çok kötü bir görüntü sergiliyor. Botaş'a kadar çok keyifli gelmiştim ama sonrası tüm enerjimi aldı. İskenderun'da öğretmen evine yerleşip duş bile almadan biraz uyuyup kendime geldim. Yol çok sevimsiz olduğu için Dörtyol ve Payas'ı gezmeyi dönüşüme bıraktım. 
   İskenderun'un özellikle sahil şeridi için 2 gün ayırmanızı öneririm gerçekten çok güzel.

   7.HAZİRAN.2022-SALI :

   Bu sabah yağmur ile uyandım.Gece de yağmış ama ben yorgunluktan duymadım. saat 9 'a doğru durur gibi oldu yağmurluğumu giyip yola çıktım. İnce ince yağarken motor sürmenin keyfi de ayrı oluyor. Arsus'a gelince biraz daha hızlandı ama ilerisi açıktı bu yüzden Arsus'da fazla oyalanmadan devam ettim. Çıkış çok dik ve keskin virajlı ancak orman içinde olduğu için keyifli. Burada yerel sürücüler çok hızlı ve kontrolsuz sürüyorlar bu yüzden çok dikkat etmek gerekiyor. Tepeye çıktığınızda dinlenebileceğiniz köy kahvesi var. İnişe geçtikten biraz sonra yol birden bire gidiş geliş ve çok kaliteli asfalt oluyor. Biraz sonra da Türkiye'nin en uzun bisiklet yolu başlıyor .

Yolu Hatay Valiliği yapmış ve çok güzel olmuş ancak orada bisiklete binmek için ya Arsus'dan ya da Samandağ tarafından araç ile gelip sonra bisiklete binmeniz gerekiyor. Bir taraf dağ bir taraf deniz olduğu için bisiklet sürmek keyifli olabilir ama şimdilik yer biraz sapa kalmış sanki. Yine de bu keyifli yol ile zamanın nasıl geçtiğini anlamadan 12 gibi Çevlik'e geldim. Sadece burada önceden yer ayırtmadığım için öncelikle kalacak yerimi ayarladım ve sahile çok yakın Sultan Pansiyona yerleştim. Bir gece kaldım ama hem sahibinden hemde çalışanlardan çok memnun kaldım.
   Pansiyona yerleştikten sonra hiç vakit kaybetmeden Çevlik'in içinde olan Titus Tüneline gittim.

M.Ö.1.nci Y.Y. da Roma İmparatoru Vespasian sel baskınlarını önlemek için bu tünelin yapımını emretmiş. M.S. 69 da başlanmış ve M.S. 81 de oğlu Titus tarafından bitirilmiştir. Tamamen insan eliyle köleler tarafından yapılan tünel 1.380 m uzunluğunda 7m yüksekliğinde ve 6 m genişliğinde. Tünelin sağ tarafında 100 m. ileride içinde 12 tane mezar olan Beşikli Mağara bulunuyor.

Mezarlar birbirinden duvarlar,taş sütunlar ve kemerler ile ayrılmış. Girişteki bilet gişesinden Beşikli Mağaraya kadar olan taş kaplama yol üzeride yöresel ürünler ( bal, kekik, zahter, salça,yumurta,tarhana,v.s.) ve buzlu taze portakal suyu satan köylüler bulunuyor. Portakal suyunu kesin tavsiye ederim. Malum o bölgede yetişen Dörtyol portakalı çok ünlü .
   Sırada ki yer olan Vakıflı Köyüne iki yoldan gidebiliyorsunuz. Birinci yol Çevlik'ten ( 7,5 km.) ikinci yol Samandağ'dan ( 4 km. ) gidiyor. Ben birinci yoldan gidip ikinciden döndüm çünkü birinci yol hem uzun hemde çok dik bazı yerleri bozuk ama tepeye çıktığınız zaman tüm Samandağ ve Çevlik'i boydan boya sahil bandıyla görebiliyorsunuz. 
   Vakıflı Köyü Türkiye'deki son etnik Ermeni köyü. 35 haneli köyün nüfusu 160 kişi. Geleneklerini yıllardır bozmadan günümüze getiren ve içinde kilise,konukevi,market,cafe olan tertemiz bir köy.
   

Köyden yukarı doğru devam ederek 2 km. sonra Hıdır Bey köyünde Musa Ağacına geldim. Rivayete göre Hızır ile Musa buradaki ölümsüzlük suyu çeşmesinde mola verirler. Musa elindeki asayı toprağa saplar eğilip su içer. Doğrulduğunda asanın yeşerdiğini görür. Bu fidan şimdi Musa Ağacıdır. Çeşmenin başı öyle kalabalıktı ki Pandemi adeta unutulmuştu. Yapılan saçmalıkları ve yerlerdeki çöpleri artık söylememe gerek yok. Dönüşte yol tekrar Vakıflı Köyünün içinden geçiyor işte o zaman temizlik farkını görüyorsunuz. Yıllardır bizimle yaşayan bizimle aynı okullarda okuyan bu insanlar neden çöplerini sokağa atmıyorlar acaba. Samandağ'ın içi çok kalabalık hatta bazı yerlerde trafik kilitlendi. Çevlik sahilde bir sürü balık restoranı var. Daha uygun olsun derseniz sahilde karavanlarda aynı hizmeti veriyor.
   
   08.HAZİRAN.2022 - ÇARŞAMBA : 

   Pansiyonda kahvaltı yapıp 35 km sonra Hatay'a geldim.Her zamanki gibi önce öğretmen evine gittim ancak öğlenden önce  olduğu için odalar henüz hazır değildi bende eşyalarımı bırakıp uzak mesafedeki yerleri gezmeye çıktım. Öncelikle Harbiye ( Daphne ) Şelalelerine gittim. Şelaleye gitmek için aracınızı bırakıp restoran ve dükkanların arasından geçerek aşağıya iniliyor ancak ben burada ufak motosikletimin avantajını kullanıp an aşağıdaki restorana kadar motorla indim.Yamaçlardaki kaynakların aşağıdaki Asi nehrine karışmasıyla oluşan bu bölge Hatay'ın sıcağından kaçıp serinlemek için ideal.
   Buradan şehre dönmeyip yola devam ettim 17 km ilerideki Altınözü kasabasındaki cam terası görmeye gittim. Altınözü Belediyesi,Kaymakamlığı ve DOĞAKA, Beyaz dere vadisine  çok güzel bir park yapmış. En yukarıya camdan bir teras yerleştirmiş.Üstünde yürürken hem altını hemde kenar korkuluklardan tüm parkı görüyorsunuz.

Burada ayrıca yürüyüş yolları,kafeterya, dev salıncak, ters ev, tırmanma duvarı, zipline ve bir çok aktivite bulunuyor.

Dönüşte başka bir yoldan geldim ve direkt Hatay Mozaik Müzesinin ( Hatay Arkeoloji Müzesi ) önüne çıktım. Buranın en dikkat çekici özelliği

Suppiluliuma heykeli ve dünyanın ikinci büyük mozaik müzesi olması.İçeride her taraf ( duvarlar, yerler, tavan ) mozaiklerle kaplı. Müzede Üç Ağızlı mağarası canlandırması, Amik ovası eserleri, Antakya'nın kuruluş dönemi, Roma dönemi , Bizans dönemi, Hatay orta çağ dönemi ve Dinler, Hatay arkeolojisi tarihini görebilirsiniz.

     


Bugün için yaptığım proğramda son yer St. Pierre Kilise'siydi. Buranın İsa'nın 12 havarisinden biri olan Aziz Petrus'un ilk vaaz verdiği yer ve mağaradaki cemaatin de ilk kez Hıristiyan adını aldığına inanılıyor. Bu nedenle burası Hıristiyanlığın ilk kilisesi olarak biliniyor. Aziz Petrus ilk Papa olarak kabul edilince Katolik inancının ilk yayılma yeri sayılmıştır. 
   Akşam olmaya başladı artık Öğretmen Evine yerleşme ve günün yorgunluğundan soğuk bir duş ile kurtulma zamanı. Yemekte nefis Hatay döneri olacak ve üstüne de Hatay künefesi.  

   09.HAZİRAN.2022-PERŞEMBE :
   Bugün motorum Öğretmen Evinin arka tarafındaki park yerinde dinlenmeye devam edecek çünkü yarın uzun bir yol onu bekliyor. Ben de yakın mesafedeki son gezilecek yerleri göreceğim. 
   İlk sırada Uzun Çarşı var. Asi Nehri kenarında üzeri kah ağaçlar kah brandalarla veya cam ile kaplı 3,5 km uzunluğa sahip, bir sürü giriş çıkışı olan ve içinde ne isterseniz bulunan bir yapı.İçindeki esnaf sayısı günümüzde 2.000'i geçmiş durumda.Ayrıca sıcak havadan kaçıp serinlemek içinde ideal. Tarihi İpek Yolu üzerinde olmasından dolayı tarihi önemi de fazla.
   İkinci sırada hemen yakınındaki eski Hatay sokakları ve evleri var.

Bunların neredeyse tamamı butik otel veya gastronomi evi olmuş. Hepsi o kadar güzel ki insan hangisine gireceğine karar vermiyor.Ben gündüz gezdim ama eminim gece çok daha renkli olur.

   Yukarıya doğru ilerleyip ana caddeye çıkınca karşınıza Tarihi Affan Kahvesi geliyor. Ön tarafı masa,sandalye ve dekoruyla sizi 50-60 yıl öncesindeki bir kahvede yaşatıyor. Arka tarafa geçince de bahçede biraz daha günümüze yaklaşıyorsunuz. Ben ön taraftı tercih ettim. İlk önce sade Türk kahvemi ağır ağır tadını çıkartarak içtim. Bu arada bu bölgede Türk Kahvesi küçük cam çay bardağında geliyor. Bölgeye göre adı Süvari veya Tarz'ı Hususi diye değişen bu kahvenin burada özel bir adı yok.

Kahvenin üstüne Haytalı istemenizi öneririm. Haytalı cam kasede altta muhallebi üstünde gül şerbeti en üstte de dondurma şeklinde özel kaşığı ile servis ediliyor. Kahvenin atmosferi o kadar hoşuma gitti ki uzun süre kalkmak istemedim.
   Asi nehrinden karşıya geçip Atatürk Parkına gittim.Koşan, yürüyen, top oynayan ya da bankta sohbet edip uyuyan insanların bulunduğu huzurlu bir ortam. Kimse kimsenin ne yaptığı ile ilgilenmiyor.
   Akşam için çok sevdiğim değerli bisikletçi dostum aynı zamanda Hatay bisiklet dernek başkanı Ethem Baklacı ile yemek proğramı yapmıştık. Saat 21 de arkadaşı Mehmet Alkan ile beni alıp şehrin dışında çok güzel bir yere götürdüler.

Sohbet zaten çok güzeldi ama büyük toprak tepside ağır ateşte pişmiş Hatay Kebabı efsaneydi. Ayrıldıktan sonra  Mehmet Alkan'ın benim meslektaşım olduğunu öğrenmem de sürpriz oldu.

   10.HAZİRAN.2022- CUMA :

   Bugün Hatay'dan ayrılmadan önce bir kere daha Ethem Baklacı'nın iş yerine uğrayıp veda ettim bu arada çok candan olan elemanı ısrarla 3 bardak çayı içirdi. Belen,İskenderun'dan Payas'a geldim. Giderken uğrayamadığım Sokullu Mehmet Paşa külliyesinde mola verdim.

Burası 1574 yılında Sokullu tarafından Mimar Sinan'a yaptırılmış.İpek yolu üzerinde önemli bir ticaret yeri olmuş Anadolu'nun en büyük külliyesi. Deniz kenarında olduğu için önemli bir liman görevi de görmüş. Bugün içinde bulunan Arasta'da çeşitli dükkanlar var.
   Dörtyol'da da giderken uğrayamadığım bisikletçi arkadaşım Hacı Arıkan'ı da görmeden geçmedim.

   Ana yol giderken olduğu gibi dönüşde de çok gürültülü ve yorucuydu. Hacı'nın çizdiği rotayı takip ederek Yenimahalle, Gökdere, Akyar, Toprakkale, Kuzucak, Hamdilli üzerinden hiç ana yollara çıkmadan tamamen köy yollarından kuş ve böcek sesleriyle Ceyhan Öğretmen evine geldim. Burası yolculuğum boyunca kaldığım en güzel Öğretmen eviydi.
   
   11.HAZİRAN.2022-CUMARTESİ: 

   Bugün de yolum oldukça uzun ve artık finalde evde olacağım. Akşam çizdiğim rotaya sadık kalarak yine ana yola çıkmadan Sirkeli, Çokça pınar, Geçitli'den mecburen ana yola çıkıp Adana' dan oyalanmadan geçip Tarsus'a geldim. Eve götürmek için Mamul kurabiye aldım bu arada fındık lahmacun ve künefe ile Tarsus'a veda ettim. Mersin'in kural tanımayan sürücülerinden ancak Susanoğlu'ndan sonra kurtulabildim ve hava kararmadan eve geldim.

   Motorumla yaptığım üçüncü uzun turumda yaklaşık 1.600 km yol yapmışım. İlkinde dağlarda ve yaylalarda dolaşmıştım bu defa şehirlerde gezdim. İkisinin de ayrı güzelliği var ancak benimki gibi küçük motorla gezmek çok keyifli.
   Yeni turlarda görüşmek dileği ile. 




   

       

   





2 Ekim 2021 Cumartesi

TAŞKALE TURU

    



Silifke bölgesindeki yerli halk ile sohbet ederken gezgin olduğumu öğrenince bana yeni yerler tavsiye ediyorlar. Uzuncaburç'daki müze görevlisi de

   - hazır buraya kadar gelmişsin neden Kızılgeçit'i görmüyorsun deyince hemen rotamı oraya çevirdim. 

   


Kızılgeçit , Torosların Limonlu deresi vadisinde yer alan,Silifke'ye 45 km uzaklıkta şirin bir köy. Lamos kanyonunda bulunan vadinin ortasından geçen derenin kenarında 3 adet alabalık restoranı bulunuyor. Kızılgeçit vadisinin iki yanında antik kent ve kale yerleşimleri yer alıyor. Bu tesislerde ister yemek yiyebilir, isterseniz piknik yapabiliyorsunuz.Yemekten sonra ikram edilen kahvenizi Tarz'ı hususi olarak tercih etmenizi öneririm. Ben girişteki ilk tesiste oturdum.Hafta içi olduğu için oldukça tenha idi bu yüzden sahibi ile sohbet etme fırsatımız oldu. Kendisi bana Taşkale'yi mutlaka görmemi tavsiye etti. Eve dönünce rota çalışmalarına başladım. Yolda görülmesi gereken yerler konusunda da yine Silifke'li dostlarımdan yardım aldım. Bunlardan ikisi tesadüfen tanıştığım motorcu arkadaşlar. Birinin optik dükkanı var diğeri Bim'de mağaza müdürü.

   İki gün sürmesini tahmin ettiğim turum için 13.Eylül.2021 Pazartesi günü sabahı kıymetli eşimin arkamdan döktüğü su ve hayır duaları ile yola çıktım. Eşinizin ve çocuklarınızın hayır duaları ve iyi temennileri sizi yolda karşılaşacağınız zorluklardan ve kazalardan koruyor. İlk günün hedefi 190 km. mesafedeki Taşkale , Silifke'ye de 140 km. uzaklıkta.

   


Silifke'den Kırobası (Mağara ama halk arasında Mara deniyor ) yolunu takip ederek yavaş yavaş Torosları çıkmaya başladım. Kırobası yolumun üzerindeki 1.410m rakımlı en büyük yerleşim yeri. Burası Roma ve Bizans döneminde yayla olarak kullanılmış. Su hariç gerekli erzak alışverişimi yaptım. Su almadım çünkü Torosların her tarafında buz gibi su bulmak mümkün. Motorumun deposu 3,5 litre olduğu için yanımda daima 1 litre yedek benzin bulunduruyorum. Torosların yaylalarıda su bol ama benzinlik o kadar yaygın değil. Ancak çok zorda kalırsanız köylüler size 1-2 litre veriyorlar çünkü her evde motosiklet var.

   Kırobası'nda yol ikiye ayrılıyor. Sol taraf Mut'a gidiyor ki ben daha önce Toroslar turumda bu yolu kullanmıştım.Ben bugün sağ tarafa yani Karaman yoluna gideceğim. Yolda çalışma vardı ve yaklaşık 15 km malzeme seriliydi, neden bu kadar uzun mesafeye malzeme serip beklerler anlam veremiyorum. Motorun ve çantalarımız her tarafı toz oldu. Neyse ki çantalarım içine toz ve su almıyor. Bu arada sürekli çıkıyorsunuz ama yavaş yavaş olduğu için keyifli oluyor. Önce yolun sol tarafında ana yoldan 2 km içeride Şifalı suya geliyorsunuz. Bu sudan yeteri kadar içebilirseniz mide ve bağırsaklarınızı temizliyormuş ben fazla içemedim buna rağmen etkisini gösterdi.Tekrar ana yola dönüp 15 km daha giderseniz Güldere sapağına geliyorsunuz.


Yola çok yakın bir yerde Yeni Güldere kuruluyor. Sizi çok modern yapıları ve yolları olan küçük bir köy karşılıyor.Eski Güldere köyü 14 km ileride Gödet saklı cennet adıyla Gödet kanyonunda bulunan gerçek bir saklı cennet. El değmemiş doğal güzellikleri ve yamaçlarındaki tarihi kalıntıları ile kanyonun yapısı seyrine doyumsuz bir manzara sunuyor. Köyün içinden geçip yolu takip ederseniz Hitit, Roma ve Bizans dönemlerine ait kale, kaya mezarları, yerleşim ve dini merkezleri görüyorsunuz.Kanyonun başlangıç noktasından Ernek mevkiindeki kaynaktan doğan dere köyün içinden geçip Gödet barajını besliyor. Dere boyunca kanyon o kadar dik ve yüksek ki sadece gökyüzünü görebiliyorsunuz. Köyde bakkal yok ama dere kenarında çok güzel piknik yapacak doğal yerler var. Henüz vakit erken olduğu için yola devam ediyorum ancak bir daha bu tarafa gelirsem kesinlikle dere kenarında çadır kurup gece kanyonun arasından gökyüzünü seyretmek istiyorum.

   Ana yola çıktıktan 9 km sonra Karaman istikametini bırakıp  Üçbaş tarafına dönüyorsunuz. 5 km sonra da tekrar Karaman'dan gelen diğer yola bağlanıyorsunuz. İçtiğim şifalı su beni öylesine acıktırdı ki yemek hazırlamak yerine yol kenarındaki et lokantalarında birşeyler yemek daha kolayıma gitti. 3 adet restoranın hepside çok güzeldi. Tesisin sahibi istersem buraya çadır kurabileceğimi söyledi ama ben Taşkale'nin gece atmosferini merak ettiğim için kendisine teşekkür edip ayrıldım.


Hemen yakında ki Manazan Mağaralarını gezemedim çünkü akşam oluyordu ve mağaralar yoldan bayağı yukarıdaydı. ( Ancak yürüyerek ulaşılabiliyor.) Manazan mağaraları, 14 asır öncesinden kalma, 5 katlı bir yerleşim yeri. Şu anda 3 katı ayakta kalmış olan yapı ölüler meydanı, at meydanı ve kum kale bölümlerinden oluşan 60 odaya sahip. Yoluma devam edip Taşkale'ye geldim.

   Taşkale, Atatürk'ün babası Ali Rıza efendinin kendisinin ve babasının doğduğu köy yani Ata yurdu. Ali Rıza Efendi dahasonra Selanik'e taşınmıştır. Aynı zamanda tahıl ambarları ile ünlü. Killi kireç taşından oluşan yüksek bir kaya kütlesine oyularak yapılmış 250'e yakın ambar mevcut. Kireç taşının nemi ve ısıyı sabit tutma özelliğinden dolayı tahıl ürünleri çok uzun yıllar ( 30 yıl ) bozulmadan saklanabiliyor.

   Taşkale eskiden kasabayken şimdi bir köy olmuş. Belediye binası, pide salonu, otel gibi bazı binalar metruk halde ama tabelaları hala duruyor. Hava kararmaya başladığı için kalacak yer bulmam lazımdı , bende köy meydanında oturanlardan yardım istedim. Bana okulun kapalı olduğunu ama bahçesinde wc ve su ile piknik masaları bulunduğunu orada çadır kurup kalabileceğimi söylediler. Gittiğimde bahçede çocuklar oynuyordu ama biraz sonra kimse kalmadı, çadırımı kurdum tahta masalarda yemeğimi yedim.
   11 km ileride bulunan ve astım mağarası olarak da bilinen İncesu Mağarası da görülecek yerlerden ancak görevli izinli olduğu ve pek fazla ziyaretçi olmadığı için aydınlatma şalterini benim açmam ve kapatmam gerekiyormuş.Mağarayı gezerken elektrik kesilirse çıkışı bulmam sıkıntılı olacağı için vaz geçtim.
   Bu arada benzinimde az kalmıştı ve rotamı takip edersem yaklaşık 90 km den önce benzinlik yoktu. Mecburen yolumu değiştirip Ayrancı'ya geldim. Burada depomu ve yedek bidonumu doldurup Mersin yoluna saptım. Kavaközü, Toros, Aydınlar'dan geçip öğleden sonra Erdemli'ye geldim. Yolun Toros kasabasına kadar olan bölümü için pek keyifli diyemeyeceğim ama yine de Erdemli'den sonra gürültü ve kalabalık trafiğe girince oranın sessizliğini aradım. Limonlu'ya kadar ancak dayanabildim, buradan tekrar içeri girip yukarıya tırmandım. Çanakçı, Karaahmetli, Esenpınar, Sömek'den geçip Cambazlı kilisesine geldim.


Uzuncaburç'a giderken hep Cambazlı Kilisesinin tabelasını görürdüm ama hiç kısmet olmamıştı. Cambazlı kilisesini de ziyaret edip Silifke, Taşucu üzerinden hava kararmak üzereyken eve geldim.
   2 gün süren turumda toplam 500 km. yol yaptım. Güzel yerler gördüm ve güzel insanlarla tanıştım. Yeni turlarda görüşmek üzere.