24 Aralık 2013 Salı

FETHİYE DOSTLAR TURU 16-22 ARALIK.2013

Bu tur kıymetli dostum Serkan Taşdelen'in fikriydi.İlk gördüğümde kış soğukları aniden bastırmış, Antalya bile donuyordu.Fazla ilgilenmedim.Ayrıca henüz döndüğüm İstanbul seyahatimde bir hafta diye gitmiş üç hafta kalmıştım.Ancak içimde bir kıpırtı başlamadı desem yalan olur çünkü üç canım arkadaşım Serkan,Nil ve Fatih ile bir hafta beraber olacaktım.İlk kıvılcımı çakan Nil oldu arkasından Serkan,ve son olarak hanımdan da izin çıkınca bir baktım 15.Aralık akşamı Ulusoy-Fethiye otobüsüne benim katlanırı yüklemişim.
Her zaman olduğu gibi sabaha kadar hiç uyumadan 06.30 gibi Fethiye garajında indim.

Biraz dinlenip bisikleti kurdum eşyalarımı yükledim 08.00 de arkadaşlarımın kaldığı Pınara pansiyona gittim.Hep beraber kahvaltımızı yaptık. Kerim de bize katılınca Migrostan erzakımızı alıp yola çıktık.
Fethiye yarımada turu atarak başladık.Sonra sırasıyla Şövalye adası,Samanlık koyu üzerinden geçip bozuk arazi yollarından Kaya Köy'e geldik.
Kaya Köy eski adıyla Levissi ,1942 mübadelesine kadar Türkler ile Rumları beraber yaşadıkları içersinde kilise ve cami olan beş bin haneli (yaklaşık 25.000 kişi) en önemliliman kentlerimizden biriydi.Evler birbirine öylesine saygılı yapılmıştı ki öndeki arkadakinin manzarasını kapatmıyordu.Her evin sarnıcı,ve şömine ocağı vardı.Mübadelede rumların yerine gelenler yamaçta bulunan evlere uyum sağlayamamış ve ovaya inmişlerdir.Büyük bir bölümü buradan göçünce nüfus 2.000'e düşmüştür.Bu gün daha da azdır.Yamaçtaki evlerin de kapı ve pencereleri söküldüğü için hayalet kent görünümüne bürünmüştür.Ziyaretçiler tarafından da adı hayalet kent konmuştur.
Sezon kapandığı için lokantaların çoğu kapalıydı.Açık olandaki gözlemeye razı olup karnımızı doyurduk.Buradan Gemile koyuna geldik.Buranın tek tesisinin sahibi istediğimiz yere çadır kurabileceğimizi istediğimiz birşey olursa haber vermemizi söyledi.Çadırlarımızı denizin kenarına kurup hava kararmadan yemek düzenimizi kurmak için harekete geçtik.En başarılımız Kerim idi çünkü odun topladı,ateşi yaktı,sucukları pişirmek için şişler hazırladı.Yani her eve bir Kerim lazım.
Önce sucuk ekmek daha sonra şarap ve rakı ile devam edildi.Geç saate kadar çok eğlendik.
17.Aralık.2013 Salı

Bu gece çadırda çok güzel uyudum.Ankara'da gece -6 burada +10 derece.Kahvaltımızı edip 9.30 da hareket ettik.Önce Kaya köy'de çay molası verdik.Sonra Hisarönü üzerinden Ölüdenize indik.Burada Fatih'in kayınpederinin vefat

haberini aldık.Bu arada Kerim'inde jant teli kopmuştu.Kerim dolmuş ile Fethiye'ye gidip arabasını alıp getirdi. Bisikletleri yükleyip ayrıldılar.Fatih İstanbul'a Kerim Bodrum'a döndü.Tadımız kaçmıştı,Serkan devam etmek istemiyordu ama hem ben Ankara'dan geldim diye hem de Nil de devam etmek istediği için devam kararı aldık.Ölüdeniz'in çıkışlarındaki ünlü dik rampalarından birine sardırıp Kelebekler vadisi,Faralya (Uzun yurt köyü)ve Kabak köyüne geldiğimizde hava kararmak üzereydi.Köy bakkalından ekmek alırken yanımıza gelen karı koca istersek kendi tesislerinde çadır kurabileceğimizi söylediler.Çok içten ve samimi davranıyorlardı.Çok yakında bulunan yerlerine götürdüler.Uygun çadır yeri bakarken hiç uğraşmayın şu binamız boş kalın orada dediler
.Bununla da yetinmeyip yemekde hazırladılar.Duşumuzu alıp evlerine gittik.Çok kısa bir sürede hazırladığı lezzetli yemeği yedik.Arkasından gelen çay ikramını meyve takip etti.Evin sahibi Selahattin bey gözleri 10 yıl önce göz tansiyonundan kaybetmiş.Eşi Nevin hanımın omuzuna tutunarak geziyor
.Ancak hayat ile dalga geçen bir insan.Sizi saç renginiz boyunuz,yaşınız ve karakteriniz ile tarif edebiliyor.O tarafa yolunuz düşerse mutlak uğrayın Adresleri:
Selahattin-Nevin Kaplan
Shiva Kamp
Tel:0536-784 33 55
Kabak köyü - Fethiye
Hep beraber tv-1 de Seksenler'i seyredip yattık
18.Aralık.2013.Çarşamba:
 .Sabah erkenden kalkıp hazırlandık,bu arada Nevin hanım harika kahvaltısını hazırlamıştı.Hayatımda ilk defa yediğim çam kozalağı reçelinin tarifini aldım.İlgilenenler benden alabilir ya da gidip orada yiyebilir.
Bu arada çok tatlı bir kurt köpekleri var adı co co .Teşekkür edip vedalaşıp bu iki güzel insanın yanından ayrılıyoruz.Tekrar Faralya,ve Kelebekler vadisinden geçip yedi burunlar yoluna yoluna sapıyoruz.Bu gün yolumuz bayağı zorlu 1.450 m yükseğe çıkacağız akşama anca varırız yani tüm gün tırmanmamız gerekiyor.Zorlamanın anlamı yok deyip geri Ölü denize dönüyoruz.Market alışverişi yapıp koyun sonundaki bakir kamp alanına geliyoruz.
Burası hakikaten insanlardan uzak elektriği suyu olmayan cennet gibi bir yer.Çadırlarımızı kurup çevrede yürüyüş yaptıktan sonra ateşimizi yakıyoruz.Bu gece yağmur bekleniyor.Derken ufak ufak başlıyor.Yanı başımızda tente gibi birşey var ateşi buraya taşıyoruz.Geç saate kadar oturuyoruz.En keyiflisi de yattıktan sonrası.Yağmur giderek şiddetleniyor sağanak halini alıyor.
Çadırlar çok sağlam olduğu için hiç su almıyor.Bir kulağıma kulaklığımı takıp müzik ve yağmur pıtırtıları eşliğinde uykuya dalıyorum.Gece boyunca da ara ara uyanıp yağmuru dinlemeye devam ediyorum.
19.Aralık.2013-Perşembe:
Sabah her yer sırılsıklam ama olsun kahvaltımızı edip yola koyuluyoruz.Ölüdeniz'de bir cafeye oturup devam edip etmemeyi konuşuyoruz çünkü gün boyu yağmur görünüyor.Öğleye kadar oturup hava açınca yine meşhur Ölüdeniz rampasını çıkıp Fethiye'ye geldik.Yemeğimizi yerken yağmur başlıyor.Bu gece Pınara pansiyon da kalacağız.Odaya yerleşince Nil ve Serkan yatıp uyuyorlar.Ben yağmurda yürüyüşe çıktım.Beş gibi pansiyona dönüyorum hala uyuyorlar.Akşam çarşı içersindeki Nefis Pide salonunda pide ziyafeti arkasından pansiyonun verandasında bolbol çay ve uyku.
20.Aralık.2013-Cuma:
Bu sabah 07 de kalktım,biraz yürüyüş yaptım bizimkiler yine uykuda ama 08.de kaldırıyorum.kahvaltıdan sonra bisikletçi Alper'e uğrayıp sonra da A-101 den malzemelerimizi alıp Saklıkent'e  hareket ettik.Normal yol yerine Esenköy'den sapıp Bozyer,Gökben köylerinden geçip orman yolundan Kabaağaç,Alaçat,Çamurköy,Kadıköy(Öğlen yemeği )ve Saklıkent'e giriyoruz.
Burası kayalıkların arasına saklanmış tam bir cennet hakikaten.Bir tesis sahibi bizi davet edip üzretsiz çadır yeri de gösteriyor.Her taraftan sular akıyor.
Eğer cennet bu dünyada ise kesin burasıdır.Akşam yemeğimizi o tesiste yedik ve el arabası içerside yanan ateşin başında evlerine gitmeden bıraktıkları bir demlik çayı içtik.Burası diğer yerlere göre daha serin idi her taraftan buz gibi su akmasından olsa gerek.Saat 23. gibi yattık.
21.Aralık.2013-Cumartesi
Bu gün 7.00 de kalktım hava buz gibi.Tesis sahibi gelmiş çayı koymuş bile.kahvaltımızı yanımızdaki malzemelerle yapıp toparlanıp yola çıkıyoruz.Kadıköy-Seydikemer yolundan yani ana yoldan Fethiye'ye geldik.
Öğlen yemeğini çevre yolunda bir kebapçıda yiyip hiç şehre girmeden devam edip akşam üstü İnlice'ye geldik.Amacımız burada konaklamaktı.Fakat tesis kapalı olduğu için gece bu güzel koy arabadan arabesk müzik dinleyip içki içen gençlerin yeri olduğu için vazgeçip Göcek'e geldik.
Burada fazla mocamp olmadığı için yat limanının görevlilerinden izin alıp sahile çadırlarımızı kurduk. Akşam üstü gözleme gece ise sucuk ekmek ile devam edip geç saatte Sultan Pastanesinde yaş pasta çay ve daha sonra ben sahlep Nil ile Serkan sıcak çukulata ile kapanışı yaptık.Çünkü bu gece son gecemiz idi.Rüya gibi bir hafta geçirmiştik.Çok iyi anlaşmış çok eğlenmiştik.
22.Aralık.2013-Pazar
Ben sabah ezanıyla uyanıp kalktım bir daha da yatmadım. Çadırların dışı nemden sırılsıklam olmuş ama içleri kupkuru.Hem sağanak yağmurdan,hem soğuktan hem nemden sınıfı geçtiler.Uyku tulumları da aynı şekilde.Böylece kaliteli donanımın önemi bir kere daha anlaşıldı.
denizin dibinde kahvaltımızı yapıp oyalanmadan yola çıkıyoruz.saat 13.00 de Köyceğiz'deyiz Antepli de dürüm yiyip Nil'i evine bırakıp yola devam ediyoruz.Akyaka girişindeki meşhur baklavacıdan sonra Serkan'ın evine gidiyoruz.
Akşam Ankara'dan Kevser arıyor ve onunla buluşup sohbet ettik.Serkan sağ olsun beni 9.30 da kalkan otobüsüme kadar uğurluyor.
Sabah beni buz gibi bir Ankara karşılıyor.Bir haftadır gündüz tshirt gece kazak ile gezen ben otobüsten inince titriyorum. Allahtan eşim arabayla karşılamaya geliyor.
Bu geziye çıkmadan herkes bana şaşırmıştı kış günü bisiklet gezisi mi olur diye.Ben bile bir ara gece çadırda ne yapacağım diyedüşündüm.Ama ilk geceden sonra taşlar yerine oturdu.
Keşke bu geziyi Fatih ve Kerim ile tamamlayabilseydik.Ama kısmet böyleymiş.
Can arkadaşım Serkan, iyiki varsın ve iyiki bu geziyi ortaya attın.Seninle tur yapmak acaip keyifliydi.
Sevgili Nil,iyiki beni bu gezi için harekete geçirdin.O gün ısrar etmeseydin belkide gelmeyecek ve bu güzelliği kaçıracaktım.Ayrıca yol arkadaşlığın ve sohbetlerin çok keyifliydi.
Tekrar böyle geziler yapmak ümidiyle.

 

23 Eylül 2013 Pazartesi

KAUNOS-2 BİSİKLET BULUŞMASI-KÖYCEĞİZ 13-14-15 EYLÜL 2013

Her tur öncesi bedenimi komple saran heyecan dalgasından kurtulmayı ben de pek istemediğim için her şeyi koyverdim.Günler öncesinden hazırladığım yol arkadaşım Efe ile beni , oğlum Barlas sağ olsun Aşti'ye kadar bıraktı
AŞTİ'de bekleyiş
.Muavin otobüsün bagaj kapaklarını açarken bir yandan da bana ön tekerini sökmem gerektiğini hatırlatınca '' Ben sana başka bir güzellik yapacağım ''dedim.Şaşkın bakışlarıyla beni süzerken bagajımı boşaltıp bisikletimi katlayıp otobüsün bagajına yerleştirdim.Devrilmesin diye yanını da heybe,mat vs gibi eşyalarımı da yanına koydum.
-Hah işte ,keşke hepsi böyle olsa dedi.Ben de boşa heveslenme çeşit çeşit bisiklet var önemli olan sizin her araçta en azından üç adet bisiklet almanızdır dedim.Anlamamış bakışları ile orada bırakıp yerime oturdum.Otobüsün kalkma saati geldiğinde ben yaşlarda bir hanım gelip şöföre yaşlı annesini beklemesini rica etti.
Otobüs bagajı
Biraz sonra yaşlı ve aksi yüzlü bir bayan söylene
 zar zor iki kişinin yardımıyla araca bindi ve hareket ettik.Afyon Kolaylı tesislerinde 30 dakika mola verdi.
Son dakikaya kadar yerinde oturan teyzem aşağı inip lokanta bölümüne doğru gitti.Herkes yerini aldı otobüs hareket edecek teyzem sipariş ettiği yemekleri bekliyor.Muavin yanına gidip durumu anlatınca ''Ne yapayım beklesinler yarım saat daha '' gibi çok pişkin bir cevap vermiş.Yanındaki kızı çok kibar sürekli özür diliyor.Neyse sonunda ikna edildi ve hareket ettik.Sabah 06 da Fethiye'deydim.Önce vücudumun uyanması için (aslında sabaha kadar gözümü kırpmamıştım ama) uzunca bir şehir turu attım.sahilde şirin bir cafe de kahvaltımı yaptım.
Fethiye'de bisiklet yolu
İnlice koyu
 Köyceğiz'e kadar yaklaşık 70 km yolum vardı.Yani çok aceleye gerek yoktu.Saat 9.00 gibi yola koyuldum.Hemen çıkışta peş peşe iki hatırı sayılır rampa ve inişten sonra düz sayılabilecek yol ile sağda İnlice kasabası ve solda İnlice koyuna geldim.Yola çıkmadan bilgisine başvurduğum değerli arkadaşım Nil'in tavsiyesine uyup burada denize girerek yolun tüm yorgunluğunu üzerimden attım.Kıyıda güzel bir gazino arkasında soyunma kabinleri,duş ve tuvaletler ve en arkada çadır yerleri var.Sakin,denizi temiz bir koy.Kafa dinlemek için ideal bir koy.
Kısa bir rampanın sonunda Göcek'e geliyorsunuz. Burası yatların cenneti resmen.Kendinizi Fransa ya da İtalya'nın bir sahil kasabasında zannediyorsunuz.Her taraf pırıl pırıl,insanlar birbirlerine hep selam veriyor,sokaklar sessiz, lokanta ve cafelerdeki personel son derece kibar ve saygılı.Saat 13'e geliyor karnım iyice acıktı ancak hava çok sıcak olduğu için hafif yemem lazım omlet,sigara böreği,ayran ve salata bugünkü menüm. Burada bir gece yatmak isterdim ama şu an için imkansız belki başka sefere. Göcek'ten sonra tünele kadar sıkı bir rampa var.Ancak tünele bir kilometre kala solda ormanın içinde salaş bir kır kahvesi var. Burada durup mutlaka bir bardak çay ve bir bardak buz gibi kara dut suyu için her ikisi de  bir lira.
Göcek marina
Eveeet geldik en önemli yere.Yani tünel geçişine .Bu tünelden bisiklet ile geçmek yasak. Çok dik bir rampa ile dağı aşmanız gerekiyor.Bu da sizin için yaklaşık iki saat ve aşırı yorgunluk anlamına geliyor.Fethiye tarafından gelirseniz bir avantajınız var kontrol yok.
Hiç beklemeden tünele dalıyorum ama oda ne tünel tek gidiş tek geliş, emniyet şeridi sıfır,ışıklandırma çok zayıf üstelik te paralı.
Hemen kaldırıma çıkıp bisikletimi elime alıyorum ve tüneli yürüyerek geçiyorum.
Tabi ki çakarlarımı da yakarak.Beni kameralardan takip eden güvenlik görevlileri ellerini ovuşturarak çıkışta bekliyorlar.Ama ben de hazırlıklıyım.Kısa bir ''tünelden bisikletle geçmek yasak görmediniz mi size ceza yazacağız'' muhabbetinden sonra ben sözü alıp girmeseydim sıcaktan düşüp bayılacağımı zaten sürmeyip yürüyerek geçtiğimi ceza keseceklerse kesmelerini ama öncesinde tansiyonumun normale dönmesi için bana serin bir yerde çay ve su ikram etmelerini söyleyince içeri buyur ettiler.
Buradan sonra çok keyifli bir iniş ve dümdüz bir yol ile Köyceğiz'e ulaşıyorsunuz
.Bu arada yolda sıkça rastladığınız taze sıkma meyve suyu satıcılarına dikkat bardağını ya da küçük pet şişesini 5 liradan satıyorlar.Bardaklara özellikle dikkat edin çünkü alt kısmı yarısına kadar kalınlaştırılmış,yani bir bardak diye yarım bardak içiyorsunuz
 Kamp alanına gidince fırsat bulamayacağımı düşünerek akşam yemeğimi saat 06 olsa da Köyceğiz'in girişinde ki Antep'linin yerinde yedim.Tavsiye ederim dürüm 5 lira, su 50 kuruş, kola 1,50 ve ayran 1 lira.Dürümü çok lezzetli.Karısı ve kızları ile çalıştıkları için her şey çok güzel. Yandaki krokiyi takip ederek elimle koymuş gibi kamp alanını buluyorum.Bu tür etkinlikerin en keyifli anı olan dostlarla karşılaşıp kucaklaşma anı kayda değer.
Serkan'ın getirdiği yeni çadırımı teslim alıp hemen kurma ve yerleşmeye başlıyorum.Eskisi de çok iyiydi ama iç yüksekliği 70 cm olduğu için içinde hiç bir şey yapamıyordum. Yenisi 120 cm. yani içinde çok rahat üstümü değişebilirim.Yatınca başım ile tavan arasındaki mesafe daha fazla olduğu içim de daha rahat uyuyorum.Bu gece erken yatacağım çünkü dün gece hiç uyumadım sonra da gün boyu pedalladım.Yarın da çok yorucu bir gün olacak.
13.EYLÜL.2013
Köyceğiz adını aldığı Köyceğiz gölünün kuzeyinde kurulmuş narenciye bahçeleri ve ormanların arasında kalmış saklı bir cennet. Göl ,dalyan mevkiinde bir kanal ile Akdeniz'e birleşiyor.Mavi yengeç,dağ keçisi,Nil kaplumbağası,Caretta Caretta lar bölgenin en önemli hayvanları.
 Sabah 7,30 da Kaunos Otelde açık büfe kahvaltıdan sonra  9,30 da hareket ederek 12 gibi Sultaniye kaplıcalarına geldik.Burası şifalı kaplıcaları ve çamur banyosu ile tanınıyor.Kaplıca suyu radon değeri açısından dünyada birinci sırada geliyor.İçerdiği mineraller bakımından türkiye'de birinci dünyada ikinci geliyor.Çamur banyosuna giren insanların görüntüsü çok komik oluyor.
Çamur insanlar
 Saat 13 gibi buradan ayrılıp Kaunos harabelerine gittik.Ben pek meraklı olmadığım için  harabelere girmedim ama gezen arkadaşları bekledik.Bu arada sakın birşey içmeye kalkmayın fiyatlar bayağı uçuktu.Daha sonra aşağı sahile indik, burada bizi 3 adet tekne bekliyordu.Önce teknelerin mutfağında hazırlanmış nefis balık,köfte,makarna,salata ile karnımızı doyurduk.
Bisikletleri de teknelere yükleyip dönüşe başladık.Yüzmek için durduğumuz koyda suyun deniz suyu olmadığını unutup çivileme atlayınca dibe indim.Aşağıda aklım başıma gelince tüm gücümle kendimi yukarı itekleyerek suyun yüzüne çıkabildim.Göl suyu olduğu için kaldırma kuvveti yoktu.Tekrar yola çıktığımızda üç tekneyi birbirine bağlayıp kenardaki iki teknenin motorlarını stop edip gidişimiz görülmeye değerdi.Ortada ki teknede çalan müzik hepimizi coşurdu ama en çok Hollanda'lı Han,Bursa'lı Yakup Kabakoğlu'nu ve Kevser'i hareketlendirdi.Gerçekten acaip eğlendik.Gece Kaunos otelde yemeğimizi yedikten sonra bir grup kamp alanında gitar ,saz ve tambur eşliğinde eğlenirken bir kısmıda sahildeki cafelere dağıldı.
14.Eylül.Cumartesi                                                        
Kaunos otelde açık büfe kahvaltının ardından 9.00 da pedallara yüklenip önce Köyceğiz köyüne sonra Dalyan'a geldik
.Burada yarım saat dinlendikten sonra caretta carettaların yumurtalarını bıraktığı ve aynı zamanda Köyceğiz gölünün deniz ile birleştiği yer olan İztuzu sahiline geldik.Önce öğle yemeğini yedik sonra denize girdik.Deniz uzunca bir süre derinleşmiyor yani yüzmek için çok keyifli değil.Dönüşüyine aynı yoldan yaptık.Gece kamp alanında yine eğlence vardı .
15.Eylül-Pazar
Bu sabah kahvaltıda önceki sabahlara göre herkes daha bir durgun nedense.Son gün olmasından ve böylesi eğlenceli bir turun bitecek olmasından olduğunu düşünüyorum.Her sabah olduğu gibi saat 9,00 da hareket ediyoruz.
Yuvarlak çay
Köy yollarından geçip 20 km sonra Bey obası köyü nden geçip pınar köyünde Yuvarlak çayın kenarına kurulan tesiste yemek molası verdik.menüde birbiriyle lezzet yarışına girmiş kiremitte alabalık ve kiremitte köfte vardı. Yemeği beklerken 12 derece sıcaklıktaki çay suyuna girdik.Yüzmek istiyordum ama su öyle soğuktu ki insan nefes dahi alamıyor.Ancak nedense insan çıktıktan sonra tekrar atlıyor buz gibi suya.Yemekten sonra dönüş başlıyor. Bisikletlerimizdeki ufak tefek  arızaları gidermek için bisikletçi Tarkan'a uğradık.Geceyi burada geçireceğimiz için acelemiz yoktu. Tarkan'ın odun ateşi ile semaverde yaptığı çayı yudumlarken  oraya gelen
Turgut Doğan
Turgut Doğan isimli vatandaş enteresan bisikleti ile geldi.2007 model kırmızı renkli Bisan marka bisikletinde ön maşa amortüsörlü, selesi yay takviyeli , jantlar ve göbekler özel idi.Kendi ifadesine göre bagajına inşaat malzemeleri yükleyip taşıyordu.Akşam yemeği için Köyceğiz'e ilk geldiğim akşam dürüm yediğim Antep'linin yerine gittik. Kaunos bisiklet etkinliği bitmiş hemen hemen herkes dönmüştü ancak Ankara'dan Atalay Yumul,İstanbul'dan Bülent Yamaner , Afyon'dan Aykut Sığındık ve ben geceyi Köyceğiz'de geçirip sabah Akyaka'ya gitmeye karar verdik.Yemekten sonra kamp alanına geldiğimizde bizim gibi kalan yaklaşık 10-15 çadır daha vardı.
Sabah kahvaltımızı 10 Lira karşılığında Kaunos otelde yaptık.Eşyalarımızı toplayıp yola çıktık.Akyaka'da önce çadır başı 15 liraya pazarlık ettiğimiz orman kampına yerleşip
Akyaka Orman kampı
sonra tanesi 5 liraya teknede ekmek arası balık yedik.Kampın önünden denize girip yorgunluğumuzu attık.Akşam yemeğinde kampta karpuz , peynir , domates,salatalık ile ziyafet çektik. O gece çok güzel yağmur yağdı. Çadırda yağmur sesi ile uyumak çok keyifli oluyor.  Ertesi gün Aykut Afyona dönmeye karar verdi. Bülent'te eşi geleceği için otele çıkacaktı bu yüzden kahvaltıdan sonra vedalaştık biz de Atalay ile Akbük koyuna doğru yola çıktık. Yaklaşık iki saatlik pedallama ile şahane Akbük koyuna vardık. Burada deniz 3-5 metre sonra boyu geçiyordu. Duş almaya gidince iki turcu ile tanıştık.Mehmet Ali Kanbur Ankara'lı bir bisikletçi. Rize'den başlayıp sahilleri geze geze Mersin'e gidiyor. Yanındaki arkadaş Anamur'lu, enduro moturu ile yollara düşen Sümer Sönmez Akbük'te tanışmışlar. Sohbet çok keyifli ama birazdan hava kararacak bu yüzden vedalaşıp yola koyuluyoruz.Akyaka'ya vardığımızda hava kararmıştı.Yemekten sonra iki akşamdır bizi bırakmayan Serkan ile buluşup sohbet ediyoruz.Daha sonra bize Feyyaz'da katılıyor.
18.Eylül.Çarşamba
İkimizde çok isteksiz kalkıyoruz. Geçen her dakika bizi biraz daha ayrılık saatine yaklaştırıyor.Sıcak poaça ve böreklerimizi bir kahvenin taze çayı ıle buluşturup midemize indiriyoruz.Nihayet ayrılma vakti.Vedalaşıyoruz ben otobüs ile Ankara'ya Atalay pedallıyarak Aydın'a doğru yola çıkıyor.Böylece bir güzel tur daha sona eriyor.

5 Eylül 2013 Perşembe

BARTIN 1. BİSİKLET VE KUM ZAMBAĞI FESTİVALİ 23-24-25 AĞUSTOS 2013



İşte yeni bir festival turu daha başlıyor. Ancak bunun diğerlerinden 2 farkı var. Birincisi ilk defa düzenleniyor olması ikincisi Bartın'a bisikletle gidecek olmam. Bundan mı acaba sabaha kadar heyecandan uyuyamadım.

Sabah 06.00 da Alp Aydos ile tekerlekleri döndürdük.
Bizi yolcu eden Pelin Aksoy yolluk olarak kek ya da poğaça yapar diye bekliyordum ama sadece yandaki resmimizi çekti ve arkamızdan el salladı. Ne yapalım buna da şükür. Şaşmaz'dan İstanbul yoluna sapıp yavaş yavaş Ankara'mızı geride bırakmaya başladık. Saat 9.00'da iyice acıkmıştık. Oysa ki ben çıkmadan kahvaltı etmiştim. Kazan'ı geçtikten biraz sonra sağ tarafta ESKİ EV tesisinde otantik köy kahvaltısı bizi bekliyordu. Gerçek köy ürünleri ile hazırlanmış bir tepsi dökme kahvaltı semaver dahil sadece 20 TL idi. Tesiste kahvaltı, personel ve hijyen mükemmeldi. Önce biraz rampa çıkıp sonra çok keyifli inişi olan Karga Sekmez'i inip Kızıcahamam'da hiç oyalanmadan Çamkoru Sapağı yakınında kamyoncular yerinde mola verdik. Herkesce malum olduğu gibi her şeyin en tazesi ve ucuzu kamyoncular yerinde bulunuyor.



Yolu iyi bilmediğimiz için kamyonculardan Akyarma ve Azaphane rampalarında çeşme olup olmadığını sorduk, var cevabını alınca fazla su alıp da ağırlık yapmama kararı verdik. Sıcak ve ciddi rampa kendini hissettirmeye başlamıştı. Yol kalitesi güzeldi ama rampa; adı üstünde Azaphane idi.

Tırmanışta biz ve suyumuz tam bitmişti ki yolun solunda deliğinden incecik su sızan bir çeşme bulduk.Kırık olan borusunu dikkatlice deliğe yerleştirince borunun ağzından incecik su gelmeye başladı. Boruyu minik taşlarla deliğe sabitledim. Buz gibi yayla suyumuz bizi bekliyordu. Kana kana içtik, termosumuzu doldurduk, yıkandık, temizlendik.

Abdest alıp namazımı kılacak yer bakarken çeşmenin arkasındaki minik kulübe dikkatimi çekti. Kapısını açınca ne göreyim;
içerisi mescit değil mi! Ben namazımı kılarken Alp de arkamda oturdu. İçerisi öyle serindi ki daha sonra 15-20 dakika yatıp dinlendik. Daha da yatacaktık ama daha çok yolumuz vardı. Akşama kadar 140 km bitecekti. İsteksizce kalkıp yola koyulduk, biraz daha tırmanıp inişe geçtik. Hem de uzunca bir iniş.

Tekrar acıkmıştık, saat 15.00 olmuştu. Yolun sağında salaş bir tesise mecburen girdik. Pislik, personelin umursamaz tavrı, yağ içinde etler ve pis masalar ile ödül alabilirdi. Burada hiç ummadığımız bir sürprizle karşılaştık.10 kişilik Kore'li gençler bisiklet ile Türkiye'yi geziyorlardı. İstanbul'dan başlayıp İzmir, Pamukkale, Konya, Ürgüp, Ankara'dan tekrar İstanbul ve uçak ile Kore'ye dönüş. Sohbet ettik, tesisin çok çok kötü köftesini yedikten sonra vedalaşıp ayrıldık. Çünkü onlar Gerede'de yatacaklardı ve iki tane patlakları vardı. Oysa ki biz Gerede'den daha ileride konaklamayı planlıyorduk.

Gerede'nin girişindeki trafik polislerinden kalacak yer konusunda bilgi alırken Alp de karakolun köpeği ile oynuyordu. Biraz sonra üstünü başını çırpmaya başladı. Meğer bütün pireler Alp'e geçmiş.

Sanayinin yanından geçerken tamirciler bizi ısrarla çaya davet ettiler. Yurdum insanı. Gerede'de kola ve dondurma dopinginden sonra Mengen kavşağına bir kaç km kala Şair Dertli Tesisleri'nde kalmaya sahibini razı ettik. Baştan isteksiz görünen Cihan Sezer bey gece hiç çadırla uğraşmayıp mescitte kalabileceğimizi söyledi. Tesis 23.00 ile 08.00 arasında kapalı olduğu için kimse bizi rahatsız etmeyecekti. Cihan beyin harika köfteleri, mis gibi çay ve tertemiz halı üstünde deliksiz bir uyku. Sabah 07.00'de zımba gibi kalktık. Cihan bey muhteşem bir köy kahvaltısı hazırlamıştı.


Bu arada Koreli bisikletçiler de geçerken uğramışlardı. Onlara çay ikram edip Cihan beye teşekkür edip ayrıldık. Tesis yepyeni, tertemiz ve sıcacık bir yer. Ankara'dan haftasonu için yatmalı tur bile düzenlenebilir.
Koreliler Düzce, biz Mengen tarafına devam ettik. Bir arkadaşım Mengen'in Kıyaslar Köyü'ndendi. Köyün girişinde anne ve babasının mezarını ziyaret ettim.



Kıyaslar Köyü'nü geçince tekrar sıkı bir rampa başlıyor ama merak etmeyin kısa. Sebebi de dağa tırmanmamak için Dorukhan Tüneli var. Yola çıkmadan Bahadır Duman arkadaşımız tünel  konusunda bizi uyardığı için gelen aracı durdurup dörtlülerini yakarak bize eskortluk yapmasını rica ettik. Sağolsun kabul etti. Tünelin içi iniş,aydınlatma çok zayıf ve iki şerit ve emniyet şeridi yok. Uzunluğu 900 metre.


Tünelin çıkışında Dorukhan tesisleri var. Yeşillikler içersinde doğal bir ortam. Çadır kurabileceğiniz gibi pansiyonunda da kalabiliyorsunuz.


Burada arıları masadan uzak tutmak için masada kahve yakıyorlar.Köfte de kiremitte servis ediliyor.
Buradan sonra artık rampa bitiyor (Ufak tefekler hariç). Bartın' a kadar ya düz ya iniş ancak şimdi de karşı rüzgar başladı. İlerlemek çok zor. Düzde 20, inişte 30 Km'yi geçemiyorsunuz. Bu şekilde Güzelyurt'a geldik. Molada dondurma ve soda dopingi yapıp yola koyulduk.15 Km'lik çok keyifli inişle Devrek'e geldik. Bu arada Ankara'dan gelen Enes Çalışkan beni arayıp Mengen'de otobüsten inip pedallayacağını bildirdi. Ben de Dorukhan Tüneli çıkışında inmesini, enerjisini rampa çıkmak yerine karşı rüzgara saklamasını söyledim.

Devrek'te telefonumun olmadığını farkettim. Bisikletleri bir kahveciye teslim edip taksi ile 15 Km gerideki Güzelyurt'a döndük. Telefonumu bakkalda bırakmışım. Nasıl sevindim. Ben inerken düşüp parçalandığını düşünüyordum. Taksi tutma fikri Alp'den çıkmıştı. Bisikletle gidip dönmek 3-4 saatimizi alacaktı. Taksici 30 Km'lik yola sadece 25 TL almıştı. İnanılır gibi değil. Tekrar yola koyulduk. Zonguldak ayrımından sapıp Çaycuma'da mola verdik. Biraz sonra Enes de bize yetişti. Çiftlik mevkine geldiğimizde 20 Km kalmıştı ama bir metre gidecek gücümüz yoktu. Hava da birazdan kararacaktı. Bir tesiste durduk. Enes devam etti. Biraz sonra ayağına kramp girmiş yola araçla devam etmişti.
Yemekten sonra gözümüz açıldı ve karanlıkta ışıklarımızı açıp tekrar yola düştük Bartın'a geldiğimizde saat 9'u geçmişti. Bartın festival görevlileri bizi merak etmiş hatta yola bile çıkmışlar ama biz o arada yemekte olduğumuz için görememişlerdi. Bu gece çadırda yatmayacaktık. Temiz bir otel (Boğaziçi oteli) bulup, yıkanıp hemen yattık. O gece öyle horlamışım ki hiç uyanmadığını söyleyen Alp bile uyanmış. Sabah açık büfe kahvaltıda karnımızı iyice doyurup toplanma yeri olan otogara gittik. Kayıtlar yapıldıktan sonra kahvaltı edildi ve hareket ettik. Yaklaşık 180 kişiydik. Önce Kızılkum sonra Mugada'ya vardık. Yolda cumaya gideceklerle beraber önden gittim. Mugada'da cami olmadığı için tekrar geri dönmemiz gerekiyordu. 5 dakika kalmıştı ve mümkün değil yetişemezdik. Cumayı kaçırdığım için çok üzülmüştüm. Herşeyin bittiği anda arkamdaki tesis sahibi bey beni aracına davet etti. Bu bir mucize idi ve tam zamanında camide olduk.

Dönüşte yemeğimizi yedik ve hemen  bayağı sıkı rampalar çıktıktan sonra akşamüstü pert vaziyette İnkum'a girdik. İtiraf ediyorum; çıkışın son bir kilometresinde arkadan gelen traktöre asıldım. Yani minik bir hile yaptım.

Bu arada Ankara Çayyolu'ndan PAB üyesi Ufuk Şahiner ve herşeye müdahale eden teyzesi Resmigül hanım ile tanıştık. Buradan sonra Resmigül hanım arabasıyla hem çantalarımızı taşıdı hem de bizi besledi. Sağ olsun var olsun.


Bu arada 3 arkadaşımız İnkum'a inişte mucura kapılıp bariyerlerin üzerinden uçmuşlar neyse ki çok bir şey olmamıştı.

Çadırı kurup hemen Alp ile denize koştuk. Tuzlu su tüm yorgunluğumuzu aldı. Akşam yemeğimizi yiyip biraz dolaşıp erkenden yattım. Cumartesi sabahı kahvaltıyı müteakip saat 10'da yola çıkıp Bartın'a geldik. Şehir turu, Çağlayan'da öğle yemeği sonra yine ciddi bir tırmanış (sonuna doğru çok sıkılıp arkadan gelen bir pat pat a tutunup zirveye çıktım) başladı.

Akşamüstü  Tarlaağzı'ndaydık. Kamp alanı otopark bozması taşlı dikenli olduğu için arka tarafta bulunan Otel Bağevi ile pazarlık edip en doğru şeyi yaptık. Sahibesi Dilek Sümer. Ailece çalıştırıyorlar. Kesinlikle tavsiye ederim. Telefonları 0-378-2254035 veya 0 544-3532040

Sabah toplanıp aslında çok yakın olan ama çok dik bir çıkış ve çok dik ve tehlikeli bir inişten sonra Amasra'ya girdik. Bize verilen serbest zamanda çarşıyı ve kaleyi gezdik. Yemek için toplandıktan sonra veda konuşması yapılıp festival sona erdi. Otobüsümüzün hareket saati olan 24'e kadar tekne turu, çay bahçesi sefası, yarım ada ziyareti, saç traşı gibi şeyler yaptık.

Amasra'yı çok beğendim. Küçük bir sahil kasabası. Herşey var ve fiyatlar Ege ve Akdeniz'e göre çok ucuz. Gece özellikle kale ve yarımadanın aydınlatması muhteşemdi. Festivali düzenleyen arkadaşlar da ilk olmasına rağmen canla başla koşturdular. Bartın Belediyesi ciddi para harcadı. Yemekler gerçekten çok güzel ve bol kepçeydi. Trafik polisleri ve jandarma yolda çok iyi güvenlik önlemleri aldılar. Katılımcı arkadaşlar da çok uyumluydu. Seneye görüşmek dileğiyle.



HİÇ BİR ŞEY İÇİN ÇOK GEÇ DEĞİL.

              Başlarken bir hususu belirtmek istiyorum. Aşağıda yazdıklarım ve önerilerim sadece 60 yaş üstü emekliler içindir. Gençlerin ...